Akşam ezanı okunmadan önce gerçekleştirilen mahalle maçlarında kendi takımına oyuncular seçer iki kaptan yahut lider. Bazıları, takıma ilk seferde girmeyi başarır. Bazıları ortancadır ve bazıları sona kalır. Bu seçimler yetenek üzerine yapılır, yakınlık üzerine yapılır ve acıma üzerine yapılır. Sona kalan yakın değildir belki hiç kimseyle ve belki futbola da yeteneği yoktur. Ama kim çocukken seçimlerde sona kalmış çocukla empati kurar?
Zaman ilerler. İçinde bulunulan zaman değişir ve herkes evrimleşir. Yeni alışkanlıklar edinilir. Bunu seviyorum derken yalan söyler bazı insanlar ve bir duyguyu milyonlarca insan farklı şekilde tanımlar. Fakat bazıları vardır ki hemen anlarsınız onların naifliğini ve kelimelerinden hissedebilirsiniz gerçekliği, yaşadıklarını. Ve bu insanların kalemi iyidir, bence. Ama inadına mahallede futbol oynamaya çalışır bazıları ve bazıları buna zorlanır. Ve çıkar hemen herkes bir eleştiride bulunmaya çalışır eleştirinin ne olduğunu bilmeden. Vardır böyle bir şey, evet. Bana ne! demez kimse orada. Çünkü asıl sesini çıkartması gerektiği yerde sesini çıkartmaz. Asıl sesini yükseltmesi gereken kişilere sesini yükseltemez. Ve bahaneleri vardır onların hep. Narsistlerdir ve bunu bilmezler. Hep o, bu ve şu konuşulur. Sürekli bir ben çevresinde dönüp durulur. Ne birey olabilmiş ve dolayısıyla ne toplum olabilmiş varlıklardır bunlar.
Bir de bu mahallede oturan ancak bu maça dahil olmayan, olamayan, edilmeyen diğer çocuklar vardır. Sonra bu çocuklar büyür ve başka şeylere dahil olamamaya başlarlar. Çünkü her şey birbiriyle bağlantılıdır. Yıllar sonra değerleri anlaşılır veya değerlerinin anlaşılabilmesi için fırsat verilmeden yahut elde edemeden veya bu sebepten ötürü toprak altına gömülür giderler değerlerinin ne olduğu ne kendi ne diğerleri tarafından bilinmeden. Eğer fırsat verilmişse, toprakla buluştuktan sonra bu insanlar, herkes tarafından merak edilmeye, okunmaya, tanışılmaya çalışılır. Zamanın içerisinde varlığıyla yer kaplarken sanki orada değillerdi de yok oldukları vakit varlık suretine bürünebilmişler gibi bir ifade takınılır. İnsanlık böyledir işte. Ne kadar iyi bir insanmış, üstat çok iyi yazıyormuş, keşke daha önce tanışabilseydim, tam arkadaşlık edilecek insanmış, böyle insanlar neden benden kilometrelerce veya vakitçe uzakta derler. Ve işin ilginç -belki de değil emin değilim- tarafı bazen bu insanlarla yirmili yaşlarda tanışılır. Ama o kilometrelerin aşılması için iki taraf da adım atmaz. Bu aşk veya arkadaşlık veya bu tarz sıfatlarla ifade edilmesi gereken bir durum değildir. Bu düpedüz benlik ile alakalıdır. Ve her insan bu satırları okuduğunda ne anlatılmak istendiğini anladığını düşünür. İnsan, kendisini dâhi anlayamaz. Bunu da kabul etmek istemez. Herkes her bir şeyde kendine ait bir parça bulur veya dışında kaldığı parçayı kendisinden olduğunu düşündüğü bir parçayla ilintili hale getirir ve tanıyabildiği kadarıyla kendisini, bu olaya, düşünceye, ifade edilen şeyle bir bağlantı kurar. Ama herkesin anladığı farklıdır. Bu farklılığın uçurum olması gerekmez. Bilye büyüklüğünde farklılıklar da olabilir bu farklılıklar.
Değer nedir diye sormuştum ilk bölümde. İnsana değer katan, onu değerli yapan şey nedir? İnsan kendisini değerli bir varlık haline mi getirendir yoksa değerli olanı değerli yapan diğer insanlar mıdır? Her ikisi de, hayır şu, hiçbiri değil de denebilir farklı pencerelerden bakıldığında bu soruya. Bunu neden öğrenmek ister insan penceresinden bakıldığında bu soruya işin içine hemen hisler dâhil oluverir. Bu soruyu ne ben kendim için sorarım sizlere ne siz kendiniz için.
"İnsanlar mutsuz olmadıkça başkalarının mutsuzluğunu anlayamıyor." der Dostoyevski. Buradaki anlamamaktaki problem anlayamamaktan gelmemektedir. Anlamaya çalışmamaktan kaynaklanmaktadır. Bu durum sadece mutsuzluk için değil, diğer tüm duygular için de aynıdır denebilir. Bunu başarabilmek için insanın ben merkezinden uzaklaşabilmesi gereklidir. Üstün insan'a giden yolda atılması gereken adımları geçtik, daha yola bile koyulmadık. Yol öncesi hazırlıklara dâhi başlamadık. Ama bazı insanlar var. Ellerinde bir kova su ve dökmeyi bekliyorlar. Bu insanlara iki farklı çerçeveden bakılabilir. Hazırlıklarını tamamlamış ve birilerinin bu yolda önderlik etmesini bekleyenler veyahut bir an önce gidin biz gelmeyeceğiz diyenler...
Bölüm I
Karmaşıklık ve Bütün Üzerine Denemeler (Bölüm II)
Reviewed by UltiDigi
on
05:31:00
Rating:
Reviewed by UltiDigi
on
05:31:00
Rating:


Hiç yorum yok: