Kültüre Ters Edebi Karakter


"Türk toplumu, misafirperver bir toplumdur.", "Kültürümüz, değerlerimiz bla bla bla..."

Kültür nedir?

TDK'ye göre:
  1. tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü, hars, ekin.
  2. bir topluma veya halk topluluğuna özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütünü
  3. muhakeme, zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenim ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi
  4. bireyin kazandığı bilgi
Tersten gidersek, "bireyin kazandığı bilgi."

Bilgeliğe giden yolda bilgi karşılar bireyi. Peki doğru bilgiye nasıl ulaşılır? Büyük çoğunluğun söylediği, uyguladığı vs. her zaman doğru mudur? Sürünün dışındakine ne yapılır? Bir şey yapılmalı mıdır? Sürekli sürü halinde hareket edilirse bir kazanım elde etmek mümkün müdür? Kültürün sadece getirileri mi vardır?

Ciddi anlamda sürü halinde hareket eden bir toplum olduğumuz herkesin malumu. Bu konuyu başka bir yazımda, bir sıfatı, bir topluluğa mâl etmek olarak anlatmaya çalışmıştım. Daha açık olmak gerekirse, bir komünist bir hata yaptığında, bunun o bireye değil de tüm komünistlere mâl edilmesi durumu. Konuyu sağcılar, solcular, Galatasaraylılar, ateistler vs. olarak genişletmek mümkün.

Bir ateist ahlaklı ise, bu durum tüm ateistleri ahlaklı mı yapar? Madalyonun diğer tarafına da bakarsak, bir dindar ahlaksız ise, tüm dindarlar ahlaksız mıdır?

Mantıken bakıldığında; "Olur mu yahu öyle şey?" diyor insan ancak Türkiye gibi biz ve onlar kültürünün hakim olduğu topraklarda maalesef mantık devre dışı kalabiliyor. "Ülkemizde iyi yapılan birkaç şey söyleyin." desem sanırım biraz düşünmek zorunda kalırız hepimiz. Ancak ben size hemen bir tanesini söyleyeyim:

Ötekileştirme.

Bir sinema kulübüne üye olduğunuzu düşünün. Gidiyorsunuz, tartışıyorsunuz, fikirler ediniyorsunuz... Gün geliyor "İşin derinine ineyim yahu." diyorsunuz ama o da ne? En başından beri tartıştığınız, ortaya atılan fikirler hep tutarsız! Bunu grupta dile getiriyorsunuz. Sonrası ne mi? Bir dahaki buluşmada size yer yok. 

Haksız olduğunu kabullenmek elbette zordur ancak gelişimin bir parçasıdır. Yanlış işleyen bir şeyi bütünüyle sıfırdan mı inşa etmek gerekir yoksa yanlış çalışmasına sebep olan şeyleri ortadan kaldırmak yeterli midir? Ve bu dayatılan yanlış şeyin bunca zaman sistemin içerisinde olmasının götürüleri nelerdir? Bu durumun analizini yapmak ne kadar zaman alır ve düzeltilebilmesi için bir nesilden fazlası mı gereklidir? Bozuk olan neslin üstüne hiçbir şey umurlarında olmayan bir başka nesil eklenmişse bu durumun üstesinden nasıl gelinebilir?

Üçüncü maddeye baktığımızda bilginin, eleştiri yoluyla geliştirilebilir olduğunu söylemek mümkün. Eleştiri kültürü "Ben kazanmalıyım. Haksız da olsam karşımdakine lafı sokmalı ve onu yerin dibine sokmalıyım."dan ibaret olan bir toplumda gerçekten tartışma gerçekleştirilebilir mi?

Dahası, aydın olarak ifade edilen kesimin egolarını bırakamamaları ve daha kötüsü etliye sütlüye hiç karışmamaları? Bir akadamisyene, yanlış bir bilgi verdiğini doğru bir üslupla söylemekte abes olan nedir? Akademisyenlik, insanlığın bir sonraki basamağı olan hatasız olma durumu mudur?
Öğretmenlik mesleğini icra eden bir kişinin hata yapma şansı yok mudur? Böyle bir şey mümkün değildir çünkü insan bütünüyle mekanik bir varlık değildir.

Toplumca hepimiz suçluyuz. Bir taraf diğerini kendinden aşağıda görmekte ve diğer taraf nasıl ifade edeceğini bilmemekte. Bazı arkadaşlar bu durumun sonradan görmelikle alakalı olduğunu söylüyorlar ve haklılar ancak bütünüyle bununla bağlantılı olduğunu düşünmeyenlerdenim.

Türk halkı, Türk halkı, Türk halkı... Ben, Türk halkını değil, Türk insanını, Türk bireyini konuşmak istiyorum. En basit bir toplumsal olayda bile örgütlenemeyen bir toplumda, işin, temelinde sıkıntı vardır diye düşünüyorum. Sanatçısının, neden genç sanatçılara destek olmak için bir şeyler yapmadığını konuşmak istiyorum. Politikacısının neden bu kadar koltuk sevdalısı olduğunu, eli yüzü düzgün diye hemen oyuncu olabilen insanları konuşmak istiyorum. Karnını doyurmak için bütün bir hayatını satıp ortalamanın altında yaşam süren bir insanın neden "Neden?" demediğini konuşmak istiyorum.

Diyorlar ki, "CHP'nin yeni bir lidere ihtiyacı var. Erdoğan giderse AKP biter. Bahçeli koltuk sevdalısı çıktı... Mesele lider veya yönetecek/yönetebilecek kişi değil diye düşünüyorum. Herkes birilerinin gelip ülkeyi, kendisini, toplumu kurtarmasını, düzeltmesini bekliyor ve bu büyük bir sorun. Bu benim nazarımda güdülmek, güdülmeyi istemek demek. Birilerinin bir şeyleri düzeltmesini değil, tek başıma, bir birey olarak benim yapabileceğim "Neden bir şey yok?"u sormamız gerek diye düşünüyorum. Bu durumla alakalı başka bir yazımda biat kültürüne değinmiştim o nedenle çok değinmeyeceğim o konuya.

Örgütlenme deniyor. Yahu en cahilinden en aydınına "karşıt görüşe saygı duyarım." deyip içten içe nefret besleyen kişilerin bulunduğu bir toplum nasıl örgütlenebilir? Ki kaldı ki saygı duyarım demek yerine karşısındakini direkt bıçaklayan insanlarla iç içe yaşıyoruz. Bir ideoloji, inanç vs. teması altında örgütlenmiş bir topluluk ne kadar işlevseldir veya işlevselliğini nereye kadar koruyabilir? Çizdiği çizginin ötesine ne kadar bakabilir ve baktığı yerdekini görebilir mi, uygulayabilir mi? 

Bugün bu sağcı hükümet gider, yarın başka bir sağcı hükümet gelir. Sonra bir tane solcu gelir. Sonra komünistler gelir. Sonra ağır dinciler gelir. Sonra şunlar, sonra bunlar. Meselenin çözümü "Karşımdaki benim hakkımda ne düşünür?"den vazgeçmek. Ben kendimi nasıl görüyorum, iyi miyim, kötü müyüm, iyiysem neden iyi olduğumu düşünüyorum diyerek muhakeme edebilmek. İğrenç bir kültüre sahip toplumu kısa vadede zorla iyi yapamazsınız veya iyi bir toplumu iğrençleştiremezsiniz. Evet istediğiniz gibi davranmalarını sağlayabilirsiniz ancak benim değinmek istediğim konu öz, kalıcılık.

E peki ne yapacağız?

Herkes kendisinden başlayacak. Çevresindekilere bir şeylere okutmaya, anlatmaya çalışmayacak. Karşısındakine siyasi, dini vs. bir soru yöneltmek yerine, gerçekten düşünmesini sağlayabileceği bir soru soracak. "Allah öyle istediği için.", "Devletimiz böyle istediği için.", deyip işin içinden sıyrılabileceği sorulardan bahsetmiyorum. Birilerinin, birilerinin seviyesine düşmesi veya çıkması değil, seviyeyi ortalamaya getirmek gerek ilk olarak. Burada asıl olan yöntemdir. Karnını doyurmakla meşgul olan birisine çıkıp higgs bozonu ile alâkalı bir soru yöneltirsen "Ne diyo' bu değişik?" lafını işitmen çok normal. Şunu unutuyoruz: bir şeyi öğrenmek sadece o şeyi öğrenmek değildir. Konu ne ile alâkalı olursa olsun, bir şeyi öğrenmeye kalktığımızda, araştırmanın sonunun gelmediğini fark etmişsinizdir. Şimdi bu adama "Ya bu marulun fiyatları çok yükseldi niye böyle?" diye sorarsan "paraleller", "dış güçler", "cart", "curt" diyecektir. ama dersen ki "Yahu marulun fiyatı çok yükseldi kendimiz nasıl yetiştirebiliriz bunu?". Belki o an dank etmez ama o kişiye "Nasıl yetiştiririm'i" düşündürebilmemiz topluma fayda sağlar. Belki "Yahu ben bunu neden yetiştirmeyi düşünüyorum? Neden doğrudan gidip istediğim kadar alamıyorum?"u sorgulatır. Siz, biz algısının kırılmasını sağlamak insani değerlerden geçiyor. Buradaki insani değerleri "ortak değerler" olarak değerlendirmemek gerek. "Bayrak, din, millet!" değil, bireyden bireye bir etkileşimden söz ediyorum. "Hepimiz daha iyi bir yaşam istiyoruz!" diyerek bir sonuç alamayacağımızın farkına vardığımızı düşünüyorum. Bıkmadan, usanmadan sorgulatmak gerek. Ama bunu kör göze parmak şeklinde yapıyoruz. "Ben tek başıma bir şey yapamam." düşüncesini yenmek gerek. 

Türkiye'nin bugünlere gelmesinde siyasilerin suçu var diyoruz. Ama çaktırmadan kendimizi de işin içinden çıkarıyoruz. "Siyasilerin hataları, halletselermiş bana ne!" demek gibi bir şey bu. 

Sadece siyasi değil, bireysel olarak ele aldığımızda Türk toplumunda "Karşımdaki benim için bir şey yapsın." mantığını görememek abestir diye düşünüyorum. Sakız edilmiş konulardan birisiyle ifade etmek gerekirse bunu: Aşk. "O şöyle yapsın.", "O böyle yapsın.", "O zaman ben de böyle yaparım". Bu çok basit bir şeymiş gibi görünse de kanaatimce temelinde toplumdaki iletişimsizlik seviyesini gözler önüne seren bir olay. 

Bu yazıyı umutsuzca yazıyorum. Ancak 100 kişi okuyup 1 kişiye bile "Hakikaten ben bu zamana kadar ne yaptım ya da şimdi ne yapabilirim?" diye düşündürebilirsem benim için bir şeydir. Bir ve ikinci açıklamalara değinmek gerekirse:

"Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde..." burada bir duralım. Şunu kabul etmek gerek, balık hafızalı olmakta sınır tanımıyoruz. Evet bu ülkede her gün onlarca, bazen yüzlerce olay oluyor. Ama bu bir bahane olamaz, olmamalı. Ve zaman geçtikçe sadece unutmakla kalmıyoruz sadece, o olay sanki hiç yaşanmamış gibi devam ediyoruz hayatlarımıza. Düzenli olarak bu olayları birbirimize hatırlatmamız lazım. Ancak bu durumları kin, öfke duymak için değil, "Ne yapabiliriz?" sorusunu sormak için hatırlamamız lazım.

Yazıyı şu cümleler ile tamamlamak istiyorum:
Bir toplumun düşünceleri, kültürü oluşturur. Ama kültür, çoğunluğun düşüncelerini temsil eden bir şey değildir. Bir düşünceyi, bir kişi bile savunuyorsa, bunu tartışmak istiyorsa, bu düşünce o kültürde yer edinmek zorundadır. Yoksa şu an ülkemizde yaşanan kutuplaşma meydana gelir.

Bu yazıya bu başlık ne alaka derseniz onu da şöyle açıklayayım:

Okuduğunuz bir eserdeki karaktere/karakterlere karşı bir şeyler hissedebilirsiniz. "Keşke böyle birisi ile karşılaşabilsem, çok güzel olurdu." diyebilirsiniz. Hayat bu ya, gün gelir karşılaşırsınız. Ve o kişiden/kişilerden kaçarsınız. Çünkü herkes kendi gerçekliğini yaratır. Asıl gerçek, sizin gerçekliğinizden daha iyi de olabilir, daha kötü de. Asıl olan, ne olursa olsun o gerçekliği deneyimlemektir.

Kültüre Ters Edebi Karakter Kültüre Ters Edebi Karakter Reviewed by UltiDigi on 10:24:00 Rating: 5

Hiç yorum yok: